Barınma HakkıLGBTİ+/TR

LGBTİQAA+lar Kampüslerde Barınabiliyor mu?

Ümit KARAYAĞMUR

Farklı üniversitelerden LGBTİQAA+ arkadaşlarımızla kampüste yaşadıkları sorunları ve çözüm yollarını konuştuk.

LGBTİQAA+ların hayatın her alanında karşılaştıkları örgütlü fobik davranışlarla ülkemizdeki en dezavantajlı kesim olduklarını söylemek sanıyorum ki yanlış olmaz. Biz yaşadığımız, gördüğümüz, gözlemlediğimiz kadarıyla belli bilgi birikimlere sahibiz. 

Ülkemizde neredeyse 35 – 40 yıl önce bir kitle hareketine dönüşmeye, örgütlü mücadele etmeye başlayan LGBTİQAA+ hareketi şu anda ne durumda? Yıllardır verdikleri varoluş mücadelesi bugün hangi aşamada? Özellikle küçük şehirlerden büyükşehirlere okumaya gelmiş öğrencilerin ördüğü bu mücadele hakkında şu an özneler ne düşünüyor, ne hissediyor? Bir öğrenci için en güvenli alan olması gereken kampüs onlar için gerçekten de güvenli mi? 

Yalnızca görüp işittiklerimiz, tanık olduklarımız, bir öznenin yaşadığı sorunların ne kadarı hakkında bize bilgi veriyor bilemiyoruz. Bu yüzden farklı okul ve farklı sosyalliklerden gelen LGBTİQAA+ arkadaşlarımıza belli sorular yönelttik. 

“Okul içindeki kuirfobi öğrenciyi okuldan uzaklaştırıyor”

Kampüsünüzde kimliğinle ilgili sorun yaşıyor musun, yaşıyorsan LGBTİQAA+ öğrencilerin kampüs içinde yaşadıkları genel sorunlar nelerdir? 

Galatasaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Dilbilim ve Uygulamalı Yabancı Diller Bölümü öğrencisi Eylül Tosun : Henüz okul içerisinde cinsiyet kimliğimle ilgili bir sorun yaşamadım. Ama kendi üniversitem kuir bireylerin görece daha konforlu bir eğitim süreci geçirdiği birkaç üniversiteden biri olduğu için henüz bir şeyle karşılaşmamış olmam muhtemel. 

Kuir görünürlüğün varlığından söz edebileceğimiz birkaç üniversite dışında neredeyse tüm kuirler kampüs dışında karşılaştıkları kuirfobiye ve nefret söylemlerine maruz kalıyorlar. Bu fobiye maruz kalışın üniversite içinde gerçekleşmesi kuir öğrencinin okuldan uzaklaşmasına, kampüs sınırlarına fazla girmek istememesine sebebiyet verdiği için eğitim kopukluğu yaşatıyor ve bence üzerinde durulması gereken en büyük sorun bu.

“LGBTİ+ topluluklarının olmaması yalnızlaşmayı getiriyor”

Türk Alman Üniversitesi İktisadi ve İdari bilimler fakültesi Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümü öğrencisi Şaban Y. :  Genel olarak bence en önemli sorun homofobi, üniversitelerde birçok arkadaşımız ve biz küçük ya da büyük, açık bir şekilde ya da üstü örtülü bir şekilde farketmeksizin çeşitli yollarla homofobiye uğrayabiliyoruz.

“Bir diğer konu ise yalnızlaşma ve dışlanma, birçok okulda LGBTİ+ toplulukları, oluşumları gibi LGBTİ+ bireylerin kendilerini yalnız ve dışlanmış hissetmesine engel olan yapılar yok ve böyle bir eksiklik LGBTİ+’ları yalnızlaşma ve dışlanma korkusu içine itebiliyor. Aynı dışlanma korkusunu ben de okulumdaki LGBTİ+ topluluğu olmadığı ilk senemde yaşamıştım.

“Aldığım tepkiler daha kapalı olmama yol açtı”

Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Bölümü öğrencisi Azra K. : Okulumdaki öğrenci profili ve okulun genel profili muhafazakar bir yerde olduğu için dış görünüşümle bile herhangi bir beyanda bulunmasam da marjinal atfediliyorum ve diğer öğrencilerle rahatça iletişim kuramıyorum. Okuduğum bölümle alakalı da sıkıntılar yaşıyorum. Hukuk öğrencisiyim ve heteronormatif hukuk sistemimizdeki ayrımcı ve cinsiyetçi kavramlara veya kanun maddelerinin yorumlanışına karşı sınıf içinde tepki göstermeye çekiniyorum. 

İlk senelerde çok daha açık kimlikliyken diğer öğrencilerin tavırları ve hocaların ders içerisindeki yorumlarıma vermiş oldukları tepkilerden ötürü artık daha kapalı duruyorum okulda. Çok arkadaşım yok ve kuir herhangi bir oluşum veya kulüp yok bildiğim kadarıyla. Başka okullarda kulüpler veya topluca etkinliklerde artışlar olduğunu görüyorum ama benim okulum için şuanlık bu mümkün görünmüyor.

Kampüsteki sorunların çözümü neresi?

Her üç arkadaşımızın verdiği cevaplardan da anlaşılacağı gibi LGBTİQAA+ öğrenciler kampüs içerisinde en çok dışlanma ve yalnızlaşma korkusu yaşıyor. Bir araya gelip mücadele etmeye, görünür olmaya verilecek cezanın ötekileştirme olduğunu düşünen birçok öğrenci deyim yerindeyse ‘kendi yağlarında kavrulmaya’ çalışıyor. Birçok okulda birbirlerini tanımıyor, tanıyorlarsa çoğu zaman birinin maruz bırakıldığı şiddeti diğeri öğrenmiyor. 

Arkadaşlarımız, herhangi bir sorun karşısında nasıl çözüm ürettiklerini anlayabilmek için ‘’ LGBTİQAA+ öğrenciler kampüs içindeki bu sorunlar karşısında nasıl çözüm üretiyorlar veya çözüm için nereye başvuruyorlar/ne yapıyorlar?’’ sorumuzu ise şöyle yanıtladı;

Eylül: Henüz okulda bir sorun yaşamadığım ve yaşayana tanık olmadığım için bizim üniversitede bunun nasıl yaşandığını açıkçası çok fazla bilmiyorum ama okulumuzda bununla ilgilenmesi gereken bir kuir Kulübümüz var. Cinsel yönelimi veya cinsiyet kimliği yüzünden nefret söylemine, şiddete vs. herhangi bir fobiye maruz kalmış bir öğrencinin ilk gideceği yer orası. Kulübün, failin cezalandırılması ve bunun tekrarlanmamasına yönelik gerekli reaksiyonu alacağını tahmin ediyorum. Tabii bunu diğer okullar için söylemem pek mümkün olmayacak çünkü bazı üniversitelerde kuir oluşumlar çok küçük ve yaptırım gücü yok. Bazılarında bu oluşumlar yalnızca isim olarak var ve bazılarındaysa ismen bile bir oluşum yok. Dolayısıyla fiziksel bir şiddet yoksa ortada bu öğrencilerin başvurabileceği hiçbir yer yok. Bu kişilerin yalnızca dayak yediklerinde okulun gerekli merciine ve emniyete başvurabilmeleri mümkün oluyor ve genelde bu da cezasızlıkla sonuçlanıyor.

Şaban:  Diğer okullardaki öğrenciler genel olarak nasıl bir yol izliyor bilmiyorum fakat kendi okulumda çözüm üretecek bir yapı yok henüz. Yani LGBTİ+ topluluğumuz var böyle bir durum yaşandığı zaman büyük ihtimalle toplulukla birlikte bir çözüm düşünülür ama henüz böyle bir olay da yaşamadık o yüzden bu soruya bu kadar bir cevap verebiliyorum.

Azra: Okulda diğer kuir öğrencilerle buluşabileceğim herhangi bir mecra veya ortam dahi yok. Maalesef neler yapabileceğimi bilmiyorum çünkü hiçbirimiz birbirimizle dayanışamıyoruz. Varsa da ben bilmiyorum.

Üniversitede LGBTİQAA+ temsiliyeti

Biliyoruz ki, LGBTİQAA+ görünürlüğün en yüksek olduğu üniversiteler bile fobiden arındırılmış değil. Kuir kulüplerin bulunduğu okullarda, kuir bireylerin herhangi bir fobiye karşı verilmiş bir tepkiyle karşılaşmamış olmaları hiçbir LGBTİQAA+ öğrencinin fobiye maruz kalmadığını göstermez. Yalnızca, üniversitelerin özerkliğini yitirdiği, akademik kadroların iktidarın yanında ve denetiminde olduğu ve akademik kadronun, hukukun, iktidarın, iktidar destekçileri ve hatta başka hiçbir zeminde onlarla aynı zeminde buluşmasa dahi söz konusu LGBTİQAA+ nefreti olunca aynı safta gururla yan yana durabilen büyük bir güruhun desteğini arkasına alanların fütursuzca nefret söyleminde bulunabilme, istediği zaman şiddet uygulayabilme cesaretleri karşısında kendilerini daha örgütlü bir şiddetten korumak düşüncesiyle sessiz kalmayı tercih ettiği söylenebilir. Baskı arttıkça her yerden silinmeye çalışılan öznelerin kazanılmış haklarının ellerinden de alındığını görüyoruz. Resmi tanınırlığı olan adaylık sürecindeki Boğaziçi LGBTİ+ Çalışmaları Aday Kulübü, Hacettepe Queer Araştırmaları Kulübü kapatılıyor. Kampüs içinde cinsel veya cinsiyet kimlikleriyle bir birey olarak bile kendilerini var etmekte güçlük çeken bu özneler, temelde bir temsiliyet eksikliği yaşıyor. 

Arkadaşlarımıza kampüslerde LGBTİQAA+ temsiliyeti hakkında düşüncelerini sorduk. “Üniversitelerde LGBTİQAA+ öğrenci temsiliyetini yeterli buluyor musunuz? Bulmuyorsanız bu temsili için ne yapılması gerekir?’’ sorumuzu ise şöyle yanıtladılar:

Eylül: Kesinlikle yeterli bulmuyorum. Galatasaray Üniversitesi, Boğaziçi, ODTÜ ve belki sayılabilecek birkaç üniversitede daha kuir görünürlüğün varlığından söz edilebilir. Bu görünürlük doğalında kuir dayanışmayı getiriyor ve kampüs içi veya dışında tüm kuirlerin karşılaştığı fobiye dair birlikte ses çıkarabilmenin rahatlığıyla sorunları çözebiliyor veya hafifletebiliyor. Bunun dışında kalan üniversitelerin çoğunda kuir bireylerin varlığından bile söz edilmiyor. Kuir bireylerin bulundukları her yerde örgütlenip bir aradalığın gücüyle hareket etmesi gerekir. Bunun için öncelik Öğrenci Meclislerinde varlık göstermektir. Bugün Büyük-küçük, merkez-taşra neredeyse tüm üniversitelerin çoğunlukla solcular ve yurtseverlerden oluşan meclisleri var. Bulunan her öğrenci meclisi içerisinde varlık göstermeleri kuir temsili için yeterli olmasada iyi bir adım olacaktır.

Şaban: Kesinlikle yeterli bulmuyorum, üniversitelerde LGBTİ+’ların örgütlenme hakları bile yok, kurulan topluluklar resmi kulüp olamıyorlar, okul içinde faaliyet yürütüp etkinlik vb. şeyler yapmaları engelleniyor. Bazen okul içinde etkinlik yapabilmek için başka kulüplerle ortak bir şeyler planlayıp onlar üzerinden yapmaya çalışıyoruz fakat okul yönetimleri o kadar baskıcı ki başka kulüpler de bizimle birlikte bir şeyler yapınca acaba uyarı gelir mi, kulübümüz kapatılır mı gibi çekinceler içine düşüyorlar. Bu durum sadece kulüpler içinde değil genel olarak bir çok öğrenci için de geçerli. İnsanlar kampüste politik duruşu olan, hak savunusu yapan oluşumlara dahil olmaya da çok çekiniyorlar ve bu durum maalesef ki yine okul yönetimlerinin ve genel olarak ülkedeki baskıcı-gerici iktidardan kaynaklanıyor.

Azra: Bence yeterli değil tabi ki genel bir kuir üniversite ağı altında hep birlikte toplansak çok daha iyi olur her üniversitenin kendi kendine yapmasını beklemek çok zor. Biz birbirimizle ne şekilde iletişim kuracağımızı bile bilmiyoruz. Okul her konuda çok katı ama bir ağ altında toplansak ve sonra her okuldan toplanan gençler birbiriyle tanışsa daha rahat birbirimizi tanırız. Öbür türlü okulun içinde bir topluluk kurmak istesek kapalı kimlikli arkadaşlarımız bu topluluğa katılmaya veya beraber yapılan herhangi bir etkinliğe gelmeye çekinebilirler.

Güvenli alanlar ne kadar yakın?

Arkadaşlarımızın söylediklerinden anlaşılan şudur ki, görece en iyi şartlara sahip üniversite ve kampüslerde bile LGBTİQAA+ların bir araya gelmesi, örgütlü bir mücadele vermesi, sorun ve çözümlerini dile getirmesi çeşitli şekillerde engellenmiş bulunuyor. 

Görüyoruz ki, 1980’lerin sonunda örgütlü bir mücadeleye dönmüş ve neredeyse 40 yıllık bir geçmişi olan, AB uyum sürecinde 2000’li yılların ortasından 2010’ların başına kadar şu anki geçmişinde altın çağını yaşamış LGBTİQAA+ hareketi bugün başta üniversiteler olmak üzere yaşamın tümünde yok sayılmaya devam ediyor. Kendi mücadele geçmişlerinde belki de en zor sürecini geçiren LGBTİQAA+ hareketi, 2015 yılından bu yana devam eden örgütlü nefretle birlikte yaratılan düşmanlar listesinde Kürt Hareketiyle birincilik sırasına konulmuş durumda. Bu da gösteriyor ki LGBTİQAA+ öznelerin kendi güvenli alanlarını oluşturabilmesinden hala çok uzaktayız. 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Back to top button